Adıyaman Hz. Safvan Bin Muattal Türbesi

Adıyaman Hz. Safvan Bin Muattal Türbesi

Hz. Safvan  Benu Suleym, oldukça kalabalık ve büyük bir Arap kabilesidir. Bu kabileden Benu Zikvan, Benu Buhse, Benu Semmal, Benu Madrut, Benu İmruu’l-Kays, Benu Sureyd, Benu Salebe gibi birçok büyük alt kabile kollarına ayrılmaktadır. Suleym ile Hevazin aynı babanın çocukları oldukları için Hevazin gibi güçlü bir kabile ile de kardeş kabile idiler.
Hz. Safvan bin Muattal’ın Kabilesi

Hz. Safvan b. Muattal, Ben-i Süleym Kabilesinde doğmuş olup Hz. Peygamber’in hicretinden yaklaşık 4 yıl sonra Medine’ye gelerek Müslüman olmuş bir sahabedir. Ben-i Süleym, Kays Aylanlar’a mensup kudretli ve isyankâr bir Arap kabilesi olup Arap tarihinde ismi ilk olarak VI. asırda görülen bu kabilenin nesebi şu şekilde verilmektedir;  Suleym b. Mansur b. İkrime b. Hasefe b. Kays b. Aylan b. Mudar b. Nizar b. Mad b. Adnan. Buna göre Hz. Safvan b. Muattal ile Hz. Peygamber’in nesebi Adnan’da birleşmektedir. Aynı zamanda Hz. Peygamber’in nenelerinden biri de bu kabiledendir.
Benu Suleym, oldukça kalabalık ve büyük bir Arap kabilesidir. Bu kabileden Benu Zikvan, Benu Buhse, Benu Semmal, Benu Madrut, Benu İmruu’l-Kays, Benu Sureyd, Benu Salebe gibi birçok büyük alt kabile kollarına ayrılmaktadır. Suleym ile Hevazin aynı babanın çocukları oldukları için Hevazin gibi güçlü bir kabile ile de kardeş kabile idiler.
Benu Suleym mensupları Arabistan’da daha çok rakımı yüksek yerlerde yaşıyorlardı.  Hicaz sınırının her iki yanında idiler ve çadırları kuzeyde Medine, güneyde Mekke arazisine uzanmaktaydı. Bunun yanında doğuda akraba kabileler olan Gatafan, Havazin ve Hilal ile temas halinde Hayber, Vadilkura ve Teyma bölgelerine yakın bölgelere hâkim idiler. Özellikle Medine’nin güney doğu bölgelerinde hâkimiyetleri güçlü idi. Bunların toprakları, Orta Arabistan’a ait sayılan volkanik kayalıklar, vahalar, otlakların bulunduğu Hicaz ve Necd bölgeleri üzerinde uzanıp gitmekte ve buralarda köyler, harreler, ormanlık dağlar bulunmaktadır. Burada verimli bağlar, muzluklar ve narlıklar bulunuyordu. Bölgelerinde altın, gümüş ve demir madenleri çıkıyordu. Ayrıca at yetiştiriyorlar ve bundan kazanç sağlıyorlardı. Savaşçı özellikleriyle donatılmış olan süvarileri etrafa dehşet saçan Benu Suleym kabilesi, bölgeye hâkim idi ve Emeviler döneminin sonuna kadar da refah içinde olmuşlardı. Hz. Peygamber döneminden itibaren buranın madenlerinden vergi alınmış ve buradaki maden ocaklarının geliri devlet için önemli bir kaynak olmuştu. Buradan gelen bir miktar maden geliri ile Hz. Peygamber, Hz. Selman-ı Farisi’nin esaretten kurtuluş parasını ödemişti. Rabaze(Ebu Zer’in metfun olduğu yer olarak bilinir), Madin, Faran ve Sufeyne bölgenin parlak ve gelişmiş yerleşim yerleriydi.
Arap Edebiyatı’nın en büyük kadın şairi olan Hansâ bunlar arasından çıkmış olup, onun oğlu Abbâs b. Mirdâs da Arap şiirinde oldukça ün yapmış bir şairdi. Geniş bir bölgeye ve Basra Körfezi yoluna hâkim olduklarından dolayı ticaret ehli olan Mekkelilerle ve Medine Yahudileri ile iyi ilişkiler içinde idiler. İçlerinde Mekkelilerin ortaklaşa ticaret yaptıkları halifleri(ortakları) bulunuyordu.
Eskiden “Zamar” adlı bir puta taparlardı. İslam geldiği dönemde “Uzza” adlı ünlü bir puta hizmet ve bekçilik ederlerdi. İslam geldikten sonra menfaatleri gereği Mekkelilerin yanında yer aldılar ve İslamiyet düşmanlığı yaptılar. Zaman zaman Medine’yi tehdit ediyorlardı. Bu sebeple Hz. Peygamber, tedbir alıyor onlara karşı seferler düzenliyordu. (Beni Suleym Gazvesi gibi). Nitekim Hz. Peygamber, bir seferinde maden yataklarının bulunduğu el-Fur’ bölgesindeki Buhrân’a gelmişti. Biri Maune Olayı onların topraklarında meydana gelmişti ve bu katliama Benu Suleym’den birçok kişi katılmıştı. Kuran’ın “alt tarafınızdan saldıranlar” şeklinde bahsettiği(Ahzab, 10) şekilde Hendek Savaşı’na 700 kişi ile Mekkelilerin yanında katıldılar. H.VII. yılda Kaza Umresi dönüşü Hz. Peygamberin gönderdiği 50 kişilik davet heyetinden bir kaçı dışında hepsini öldürdüler. İslamiyet kuvvet kazanmaya başlayınca menfaatleri gereği Müslümanların yanında yer almaya başladılar ve Mekke Fethi’ne katıldılar. Liderleri Abbas b. Mirdas, Huneyn Savaşı sonrası yaptıkları hizmete karşılık Hz. Peygamberden mal istedi. Hz. Peygamber, onlara kuyu ve araziler ikta etmişti.
Zor Zamanda Müslüman Olmak

İşte yukarıda aktardığımız şekilde bu zor yıllarda Medine’deki bu Müslüman grupla beraber olmak hiç de avantajlı değildir. Çünkü bu grubun neredeyse sonu gelmek üzere ve yeryüzünden silinmek üzeredir. Bütün Araplar onları ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Nitekim Hendek Savaşı’nda bütün Arapların birleşmesi bunun göstergesidir.
Bu açıdan bakıldığında bu dönemde bu gruba katılıp Müslüman olmak hiç de avantajlı görünmemektedir. Bu adeta ateşin içine atılmakla eşdeğerdir. Bir mücadele fırtınası içine düşmektir. Hz. Safvan b. Muattal, işte böyle bir dönemde Müslüman oldu. En zor yıllar olan hicretin dördüncü yılında Medine’ye geldi İslam’a girdi. Bunun adını koyarsak zor zamanda Müslüman olmak diyebiliriz. Gerçek değerli Müslümanlık zor zamanda İslam’a girmektir ve sıkıntılı dönemde dine sahip çıkmaktır.
Esasen insanlar, kim güçlü ise onun yanında toplanır. Bu onların genelde doğası gereğidir. İnsanlar rahatlarını tercih ederler. Kimse sıkıntılı insanların yanında yaşamak istemez. Nitekim hicretin altıncı yılından sonraki yıllar, İslam’ın Arabistan’da tekrar yükselişe geçtiği dönemdir. Bu dönemde Müslümanların yükselişte olduğunu gören Araplar Müslümanların etrafında toplanıyorlardı. Hatta bu o kadar yoğun oldu ki, Medine’ye gelip itaat arzeden kabilelerin yoğunluğundan dolayı hicretin dokuzuncu yılına “Senetu’l-Vufut” “Elçiler Yılı” denmişti. Rüzgârın Müslümanlar tarafına estiği bu dönemde herkes Müslümanlarla beraber oluyordu. Bu güçlünün yanında toplanmaktır. Bu durumu Kuran şöyle izah eder:
إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجاً
“Allah’ın yardımı ve zafer günü gelince insanların Allah’ın dinine akın akın girdiklerini görürsün.”
Bütün bunlar Hz. Safvan b. Muattal’ın Müslümanlığının değerini göstermektedir. Onun bu dine girişteki hiçbir menfaat gözetmeksizin en zor zamanda bu işi kabullenişinin değeri gerçekten çok önem arz etmektedir. Bunu gören Hz. Peygamber de her durum ve fırsatta Hz. Safvan b. Muattal’ı kollayacak ve ona sahip çıkacaktır.
Hz. Safvan b. Muattal’ın Müslümanlığının değeri bir de şu yönden önemlidir; o, Mekke’de bir topluluk içinde Müslüman olan biri değildir. Yine o, Medine’de bir toplulukla beraber yaşayıp İslam’ı tercih eden biri de değildir. O, Ensar gibi kabilesinin olduğu bir yerde veya Muhacirler gibi akrabaları arasında bulunmamaktadır.
O, ikisinin de dışında İslam’a düşman bir kabileden gelip Medine’de yaşamayı tercih etmişti. Medine’ye gelmiş ve gurbette İslam’a sığınmış, akrabalık ve çevrenin koruyucu olduğu bu dönemde bu cesareti gösterebilmişti. Bu çok zor bir tavırdır ve ondaki samimiyeti göstermektedir. O günkü Arap örfü gereği Medine’de kendini kollayacak sıkıntılarını giderecek bir kabilesi olmadan yaşaması çok zordur. Ama Hz. Safvan b. Muattal, bütün bunları göze alıp kabilesi ve çevresi olan Müslümanların bile yaşamakta zorlandığı Medine’de kalmayı ve bu zorlukları çekmeyi göze alacak kadar fazilet sahibi, kahraman, cesur bir sahabedir.
Sonuçta Hz. Safvan b. Muattal, Hendek Savaşı öncesi İslam’a düşman kabile olan ٍSuleymoğullarından gelip kendi tercihiyle İslam’ı seçmiş ve Muhacirlerden sayılmıştır. Müslüman olur olmaz da Hendek Savaşı’nda, Medine’ye saldıran orduya katılan kabilesi Ben-i Suleym’e karşı hendek çevresinde savaşmıştır.
Kuran adeta onun gibileri anlatırcasına şöyle der:
“İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.
Sonradan iman eden ve hicret edip de sizinle beraber cihad edenler de sizdendir.”
Aktardığımız ayetin son cümlesine dikkat çekmek istiyoruz. Bu cümle, adeta Hz. Safvan b. Muattal’ı ve onun gibileri anlatmaktadır. Hz. Safvan b. Muattal, iman ettikten sonra hicret edip sahabelerle beraber cihata katılmıştır. Allah işte bu kimseler, yani Hz. Safvan b. Muattal gibiler için فَأُوْلَـئِكَ مِنكُمْ   “onlar sizdendir” ibaresini kullanıyor.   Yani Allah onu yeryüzünün bu kutlu insanları arasında sayıyor.
Hz. Safvan b. Muattal, Hz. Peygamber’in yakın sahabeleri içine dahil olmuş ve onun sohbet arkadaşı olmuştur. O, artık Hz. Peygamber’in emrinde bir neferdir ve bundan sonraki hiçbir savaşta geri kalmayacaktır. Onun Hz. Peygamber’den hiçbir özel isteği olmamış, Hz. Peygamber’i yorucu ve ona zor durumda bırakıcı bir durum yaşatmamıştır. Bu sebeple zor zamanda Müslüman olup sıkıntıları göğüsleyen bu ilk çekirdek grup sahabe gibi Hz. Peygamber’in övgülerine mazhar olmuştur.
Aslında kitabın girişinde de belirttiğimiz gibi hepsi onun ashabıdır, ancak Hz. Peygamber, zor zamanda sıkıntı çeken o çekirdek kadroyu hep farklı görmüş ve diğerlerinden ayrı tutmuştur. İşte Hz. Safvan b. Muattal da bunlardan biridir. Hz. Safvan b. Muattal, devamlı Hz. Peygamber tarafından kollanmış, övülmüş, kendisiyle ilgilenilmiştir.
Resmi Görev

Hz. Peygamber, insanları yapabilecekleri en verimli yerde görevlendirmeye önem verirdi. O işi ehline verme konusuna dikkat ederdi. Büyük sahabelerden bazıları kendisinden görev talebinde bulunduklarında işin ehline verilmesi gerektiğini hatırlatırdı. Nitekim son gönderdiği askeri birliğin başına, genç ve tecrübesiz olduğu için sahabeler itiraz etse de Üsame b. Zeyd’i getirmişti. Halit b. Velit gibi askeri dehaları yeni Müslüman olsa da askeri birliklerin başında gönderiyordu. O, insanların kabiliyetlerinin ön plana çıktıkları yerde daha verimli olacaklarını düşünüyordu.
İslam Tarihi kaynakları, Hz. Peygamber’in Hz. Safvan b. Muattal’a özel bir görev verdiğinden bahsetmektedirler. Hz. Safvan b. Muattal’ın uykusu ağır olduğu, kolay kolay uyanamadığı ve bu sebeple savaşlarda orduya yetişemediği biliniyordu. Beni Mustalık Seferi’nden dönerken de, uyuya kalmış, ordu çekilip git­tikten sonra uyanabilmişti.
Onun uykuculuğu Hz. Peygamber’in gündemine gelmiş onun hakkında:
إنه شيء ابتلاه الله به
“Onu Allah çok uykuyla imtihan etmektedir.” demiştir. Gerçekten de Hz. Peygamber’in belirttiği gibi o bu uykuculuğu sebebiyle İfk Olayı gibi tarih boyunca bütün Müslümanların bilecekleri ve Kuran’da okuyacakları büyük bir olayla imtihan olacaktır.
Hz. Safvan b. Muattal, bu durumun ailecek başlarında olduğunu, bu sebeple zaman zaman namazları kaçırdığını, ne yapması gerektiğini Hz. Peygamber’e sormuştu:
فَإِنَّا أَهْلُ بَيْتٍ قَدْ عُرِفَ لَنَا ذَاكَ لَا نَكَادُ نَسْتَيْقِظُ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ قَالَ فَإِذَا اسْتَيْقَظْتَ فَصَلِّ
“…biz çok uyumakla tanınan bir aileyiz. Güneş doğuncaya kadar uyanamıyoruz. Rasûlullah (s.a.): “Uyandığın zaman namazını kıl,” buyurdu.”
Bu sahabenin bu özelliği Hz. Peygamber tarafından bilindiğinden hem onun geç kaldığı için rencide olmasını engellemek hem de uyanamama gibi bir eksikliği pozitife çevirerek değerlendirilme yoluna gidilmiştir. Ayrıca yollar ve coğrafya konusunda tecrübeli olan bu sahabeye bu sebeplerle resmi bir görev vermiştir.
Bu görev ordu artçılığı görevidir. Yani bu iş, ordunun arkasından gelerek düşen eşyaları toplayıp getirmektir. Hz. Safvan b. Muattal, bundan sonra Müslüman ordusunun arkasından geç gelir ve ordudan geri kalarak yollarını şaşıran kimseleri bulup getirirdi. Ayrıca ordudaki neferlerden düşen eşyaları alıp sahiplerine ulaştırırdı. Böylece Hz. Peygamber, ondan bu şekilde faydalanmayı bilmiştir. Hz. Safvan b. Muattal’ın ismi bundan böyle “Sâkatu’l-Ceyş” (ordu artçısı)olarak bilinir oldu. Hz. Safvan b. Muattal, aynı zamanda fiziki olarak da uzun boylu bir sahabedir.
İfk Olayı

İslam tarihi kaynaklarında Hz. Safvan b. Muattal hakkında anlatılan en detaylı olay İfk Olayı’dır. Bu sebeple bu olayı detaylı olarak vermek istiyoruz. Hz. Safvan b. Muattal, bu olayda olayın en önemli iki kişisinden birisidir. Hz. Safvan b. Muattal, İfk Olayı sırasında yaklaşık bir ay kadar Medine’deki insanların gündeminde olduğu gibi Kıyamete kadar okunacak olan ayetlerin gelip beraatının ilan edilmesiyle de çağlar boyu bütün müminlerin gündeminde kalacaktır. Şimdi Medine İslam Toplumunu bir ay kadar sarsan bu önemli olayı anlatmaya çalışalım.  
Beni Mustalik Gavzesi

Hz. Peygamber, Hendek Savaşı’ndan sonra: “artık sıra bizde bundan sonra biz bize saldırıların karşılığını vereceğiz” diyordu. Gerçekten de böyle oldu. Hendek Savaşı’na dolayısıyla Medine kuşatmasına katılan ve Medine’ye saldırmayı düşünen bütün kabilelere seferler düzenlemeye başladı. İşte bu seferlerden biri de 5/627 tarihinde Medine’ye saldıracakları ihbarı alınan Mustalikoğulları’na karşı yapıldı. Hızla hareket edilerek düşman hazırlık halinde iken bastırıldı. Fazla bir zayiat verilmeden düşman esir alındı, ganimetler elde edildi.
Bu savaşta iki olay ön plana çıktı. İkisinde de münafıklar bu olayları kullanıp Müslüman topluluğu karıştırmak istediler.
 Ensar – Muhacir Kavgası

 Ben-i Mustalik Savaşı sonu, Müreysi Kuyusu başında Muhacirlerden biri ile Ensardan biri arasında, sıcağın da tesiriyle bir kavga çıktı. Bu olay üzerine bu iki kişinin yardımına koşan Ensar ve Muhacirler kılıçlarını çekip neredeyse birbirleriyle savaşacaklardı. Meselenin bu şekilde büyümesi üzerine Hz. Peygamber olaya müdahale edip: “ bırakın şu Cahiliyet Dönemi adetlerini” diyerek Ensar ve Muhaciri ayırıp meseleyi yatıştırdı.
Ancak olayı gözleyen münafıkların lideri Abdullah b. Übey, Hz. Peygamber ve Mekke’den hicret eden muhacirleri kastederek şu sözleri sarfetti: سمن كلبك يأكلك   Besle köpeğini, yesin seni!(Besle kargayı, oysun gözünü!) Demek onlar böyle yaptılar ha?! Kendi yurdumuzda bize hakim oldular, çoğaldılar, bize karşı soy sopları ile, çokluklarıyla iftihar ettiler! Vallahi, Medine’ye dönersek, muhakkak, en şerefli ve güçlü olan(Medineliler) şerefsiz ve güçsüz olanı(Hz. Peygamber ve Muhacirler) oradan sürüp çıkaracaktır!” dedikten sonra, kavminden, yanında bulunanlara yöneldi ve:”Bu, sizin kendi kendinize yaptığınız bir şeydir: Beldelerinizi onlara helâl ettiniz, peşkeş çektiniz! Mallarınızı onlarla bölüştünüz! Vallahi, eğer siz ellerinizdekini tutar, onlardan esirgerseniz, muhakkak, sizin yurdunuzdan başka bir diyara yönelir, gider. Sizler onların uğrunda ölüp evlatlarınızı yetim ettiniz ve azaldınız, onlar ise çoğaldılar. Onun [Resûlullahın] yanındakilere nafaka [zekat ve sadaka] vermeyin ki, onlar onun etrafından dağılıp gitsinler!” dedi.”
Olay Hz. Peygamber’e anlatılınca çok üzüldü ve İbn Übey’i hesaba çekti. İbn Übey ise bu sözleri söylemediğini söyleyip inkar etti. Ancak bu konuda şu ayetler gelerek onun bu inkarını yalanlayıp yalancılığını ortaya çıkarıp herkese rezil etti:
“Onlara: Gelin, Allah’ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin, denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların, büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün. Onlara mağfiret dilesen de, dilemesen de birdir. Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, yoldan çıkmış topluluğu doğru yola iletmez. Onlar: Allah’ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler, diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar. Onlar: Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı. Halbuki asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat  münafıklar bunu bilmezler.”
İbn Übey, bu şekilde ayetlerin gelip onu yalancı çıkarıp rezil olması üzerine, intikam almak üzere yeni bir olay kollamaya başladı. Kolay değildi. Medine’deki lider bir kimse olan İbn Übey bütün toplumun huzurunda yalancılığı ortaya çıkmıştı. Bu onun için çok küçültücü bir durumdu. Bunun intikamını almak için çalışacaktı.
Bu arada olayın sıcaklığı ve insanların meseleyi tekraren konuşup yine kavgaya tutuşabilecekleri endişesiyle Hz. Peygamber orduya cebri yürüyüş emri verdi. Hatta hiç âdeti olmadığı şekilde insanların konuşmalarına engel olmak için hiç mola da vermeyerek yorgunluktan bitap düşünceye kadar orduyu yürüttü. Ve nihayet yorgunluktan uykuya dalacakları bir an gelince mola verdi ve böylece meselenin büyümemesine çalıştı. Ancak onun bu tedbirleri olsa da İbn Übey başka bir olayı bularak fitneliğini yaptı. Bu olay İfk Olayı’dır.
Hz. Safvan Bin Muattal ve Hz. Aişe’ye İftira Olayı

Beni Mustalik gazvesindeki ilk olay ayetlerin olaya müdahale etmesiyle hallolmuş, açığa kavuşmuştu. Bu olayda yalancılığı ortaya çıkan İbn Übey ise gerçekleştirdiği yalandan daha kötü bir işe girişti ki; bu olay Hz. Peygamber’in ailesine iftira olayıdır. Olay şu şekilde gerçekleşti:
Hz. Aişe anlatıyor; “Hz. Peygamber, bir sefere çıkmak istediği zaman kadınları arasında kura çekerdi. Kura kime düşerse Allah Resulü onunla birlikte sefere çıkardı. Gazaya gitmek istediği bu gazvede de hanımları arsında kura attı ve bu kurada Hz. Aişe’nin ismi çıktı.”
Olayı devamla Hz. Aişe şöyle anlatır: “Ben Resülullah ile beraber sefere çıktım. Bu sefer, hicap ayeti indirildikten sonra idi. Ben havdecimin içinde bindirilir ve (konak yerine) onun içinde indirilirdim. Bütün yolculuğumuzda böyle oldu. Nihayet Resulüllah bu gazasından ayrılıp da döndüğü ve Medine’ye yaklaştığımızda ben hacetim için kalkıp yürüdüm. (ordudan uzaklaştım) Hacetimi yerine getirdiğim zaman dönüp yerime geldim. Bir de göğsümü yokladım. Baktım ki Yemen’in gözboncuğundan dizilmiş gerdanlığım kopup düşmüş. Hemen geri dönüp gerdanlığımı aradım. Fakat onu aramak beni yoldan alıkoymuştu. Benim devemi hazırlayan kimseler gelip havdecimi yüklemişler. Onlar beni havdecin içinde sanıyorlarmış. O zaman kadınlar hafif idiler, şişmanlamazlardı. Et ve yağ onları bürüyüp kaplamazdı. Çünkü onlar az yemek yerlerdi.”
Hz. Aişe devamla: “Ordu gittikten sonra ben gerdanlığımı buldum. Akabinde konakladıkları yerlere geldim fakat oralarda ne bir çağıran, ne de bir cevap veren kalmıştı. Bunun üzerine ben orada evvelce bulunduğum konak yerime geldim. Ve onlar beni havdecde bulamazlar da beni aramak üzere dönüp yanıma gelirler diye düşündüm.”
Hz. Aişe bu noktada akıllı bir kadın olarak yerinden ayrılmamıştır. Eğer ayrılsaydı kum çöllerinde yok olup giderdi. Onu bulmak üzere birilerinin geleceğini düşünerek beklemiştir.
Hz. Aişe devamla: “Yerimde otururken uykum geldi ve uyumuşum. Hz. Safvan b. Muattal es-Sulemi, ordunun arkasında mola vermişti. Bu zat sabaha yakın yürümüş, benim bulunduğum yere gelmiş, uyuyan bir insan karaltısı görünce benim yanıma gelmiş ve beni görünce tanımış. Beni tesettür farz kılınmadan önce görür idi. Ben onun beni tanıdığı sırada onun istirca sözlerini söylemesi ile uyandım. Uyanınca hemen çarşafıma bürünüp yüzümü örttüm. Allah’a yemin ediyorum ki o bana bir tek kelime söylemiyordu. Ben ondan, istirca sözünden başka hiç bir kelime işitmedim.”
Konunun burasında Hz. Aişe’nin Hz. Safvan’dan aktardığı sözü verelim:
مَا خَلّفَك يَرْحَمُك اللّهُ والله ما تكلمت بكلمة كلمة، ولا سمعت منه غير استرجاعه لم ينطق بغيرها
  “(Ey peygamber zevcesi!) Neden geri kaldın! (Aişe): Vallahi o, istircasından başka hiçbir kelime konuşmadı, bende hiçbir kelime işitmedim. Bu kelimeden başka bir şey konuşmadı.”
Hz. Aişe devamla: “Devesini ıhtırıp çöktürdü, ön ayağına bastı. Ben de deveye bindim. Hz. Safvan bindiğim deveyi önünden çekerek yürüdü. Nihayet kafile konak yerine indikten sonra öğlen sıcağında orduya yetiştik. Bu sırada benim yüzümden helak olan helak olmuştu. İftiranın çoğunu Abdullah b. Ubey b. Selül yapmıştı.”
Hz. Aişe, Hz. Safvan b. Muattal’ın devesinde Hz. Safvan b. Muattal onu çekerek orduya yetişmeye çalışıyorlardı. Ancak bu arada ordu da Hz. Peygamber’in cebri hızlı yürüyüş emrinden dolayı hızlı bir şekilde yol kat ediyordu. İşte böyle bir kovalamaca sonucu, Hz. Safvan b. Muattal ve çektiği devenin üzerindeki Hz. Aişe ile orduya mola verildiği sırada ordu yerleşirken ordugâha girdiler. Bu olayı gören münafıkların başı İbn Übey fırsatı kaçırmadı ve bir müddet önceki rezilliğinin intikamını almak üzere yüksek sesle şöyle haykırdı: “Bakın! Bakın! Peygamberin hanımı bir adamla gecelemiş ve geliyor.”
Münafıkların başı İslam’ı tam kalbinden vuruyordu. İftira attığı kadın, dinin peygamberinin eşi ve İslam’da Hz. Peygamber’den sonra ilk adam konumundaki Hz. Ebubekir’in kızıydı. Artık Medine Hz. Safvan b. Muattal ve Hz. Aişe arasındaki mesele ile çalkalanıyordu. Herkes bir şeyler söylüyor, türlü türlü yorumlar yapılıyordu. Olayı öğrenen Hz. Aişe sabahlara kadar ağlıyor, gözünün yaşı dinmiyor, uyumuyordu. Konuyu uzatmamak için detayları geçerek konunun Hz. Safvan b. Muattal ile ilgili bölümlerini aktarmayı sürdürüyoruz.
Konu ile ilgili vahiy de gecikince Hz. Peygamber istişarelere başladı. O, günümüzde olduğu gibi konuya tam vakıf olmadan meseleyi namus meselesi haline getirip vurmak, kırmak, öldürmek, günümüz tabiriyle “namusunu temizlemek” gibi işlemlere girmiyor, meseleyi öğrenmeye çalışıyordu.  Bu sebeple sahabeden Ali b. Ebi Talib’i ve Usame b. Zeyd’i yanına çağırıp meseleyi konuştu. Usame b. Zeyd, Hz. Peygamber’in ailesinin beraatini bildiğini ve onlara karşı beslediği sevgiye işaret ederek: “Ey Allah’ın Resulü! Onlar senin ailendir. Biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmeyiz” dedi. Ali b. Ebi Talib’e gelince, o da: “Allah senin başını dara sokmaz. Aişe’den başka kadınlar çoktur. Cariyeye de sorsan sana doğruyu söyler” demişti. Cariye Berire de benzer sözler söylemişti. Yine Hz. Osman ile görüşmüş karşılığında benzer ifadeler almıştı.
Allah Resulü, zevcesi Zeynep bt. Cahş’a durumu sormuş: “Ne bilirsin, ne gördün?” demişti. O da kadınlar arasında en büyük rakibi olan Hz. Aişe hakkında fırsat eline geçmişken: “Ey Allah’ın Resulü! Ben kulağımı, gözümü muhafaza ederim. Vallahi hayırdan başka bir şey bilmem,” diye cevap verdi.
Sahabelere danışması ile bir sonuç elde edemeyen ve Medine’deki Müslümanların sırtındaki bu problemi çözmeye çalışan Hz. Peygamber, nihayet olayı bütün Müslümanların önünde dile getirerek halletmeyi kararlaştırır ve bunun akabinde mescitte minber üzerinde ayağa kalkıp şöyle hitab eder: “Ey Müslüman topluluğu! Ev halkıma verdiği ezası son dereceye varan bir şahıs için(İbn Übey) bana kim yardım eder? Vallahi ben ailem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiş değilim. Bir adamın da ismini ortaya koydular ki bu zat(Hz. Safvan b. Muattal) hakkında da ben hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Bu kimse ailemin yanına da ancak benimle beraber girerdi.”
Buradaki son iki cümleye dikkat etmek gerekiyor. Öncelikle Hz. Safvan b. Muattal, hakkında “ Ben onun(Safvan) hakkında ancak hayır biliyorum”  ” ما علمت منه إلا خيراً” diyor. Bu söz herhangi bir kişinin değil, son peygamberin sözüdür ve Hz. Safvan b. Muattal hakkında çok önemli bir şehadettir.
İkinci cümle ise yine Hz. Safvan b. Muattal hakkında onu teberri eden, temize çıkaran bir şehadettir. “Bu kimse ailemin yanına da ancak benimle beraber girerdi” Ancak bu cümleden şunu da çıkarabiliriz ki; artık münafıklar Hz. Safvan b. Muattal’ın Hz. Aişe ile görüşmek için eve gelip gittiği ve kendi başına eve girdiği gibi sözleri bile söylemiş olmalılardır ki; Hz. Peygamber, bu sözü söylemek zorunda kalmıştır. Maalesef iftiranın boyutları buralara kadar varmış durumda olmalıdır.
Hz. Peygamber’in bu şekilde yardım isteği üzerine kendi kabilelerinden olan Abdullah b. Übey’i korumak isteyen Hazreçliler ile onu cezalandırmak isteyen Evsliler kavgaya tutuşurlar. Bunun üzerine Hz. Peygamber, minberden inip onların arasını bulur ve sorunu çözememiş bir halde üzgün olarak evine döner.
Hz. Aişe devamla şöyle anlatır: “Biz ağlarken Allah Resulü yanımıza girdi, selam verdikten sonra oturdu. Halbuki Allah Resulü bundan evvel hakkımda dedikodu başladığı günden beri yanımda oturmamıştı. Ve Allah Resulü bir ay beklediği halde kendisine hakkımda bir şey vahyolunmamıştı. Allah Resulü oturduğu zaman, şahadet kelimelerini söyledikten sonra: Ey Aişe! Hakkında bana şöyle şöyle sözler geldi. Eğer suçsuz isen yakında Allah seni muhakkak beraat ettirecektir. Yok eğer bir günah işledinse Allah’tan mağfiret dile ve Allah’a tevbe et! Çünkü kul, günahını itiraf ve sonra tövbe edince Allah da onun tövbesini kabul edip mağfiret buyurur” dedi. Allah Resulü sözlerini bitirince gözümün yaşı kesildi. Hatta gözyaşından bir damla bulamıyordum. Hemen babama: “Allah Resulü’nün söylediği sözlere benim adıma cevap ver” dedim. Babam: “Vallahi Allah Resulü’ne ne diyeceğimi bilmiyorum” dedi. Sonra Anneme: “Allah Resulü’nün söylediği söze benim adıma cevap ver” dedim. O da: “Vallahi Allah Resulü’ne ne diyeceğimi bilmiyorum” dedi. Bunun üzerine ben, henüz Kuran’dan çok şey bilmeyen küçük yaşta bir genç olduğum halde şöyle dedim: “Vallahi ben kesinlikle anladım ki siz bu dedikoduyu işitmişsiniz. Hatta bu söz sizin gönüllerinizde yer etmiş ve ona inanmışsınız. Şimdi ben size suçsuzum desem (ki Allah suçsuzluğumu biliyor) bu konuda bana inanmazsınız. Ve eğer ben size bir itirafta bulunsam (ki Allah suçsuz olduğumu bilir) sizler beni hemen tasdik edeceksiniz. Vallahi ben kendimde size verecek bir misal bulamıyorum. Ancak Yusuf’un babasının dediği gibi: Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Sizin şu söylediklerinize karşı yardımına sığınılacak ancak Allah’tır.”
Hz. Aişe şöyle devam etmiştir: “Sonra dönüp yatağıma yattım. Halbuki vallahi o zaman ben suçsuz olduğumu ve Allah’ın da muhakkak beni temize çıkaracağını biliyordum. Lâkin vallahi hakkımda okunan bir vahiy indirileceğini hiç zannetmiyordum. Benim hâlim de kendimce aziz ve celil Allah’ın hakkımda okunan bir şeyle konuşmasından daha aşağı idi. Lâkin Allah Resulü’nün uykuda bir rüya göreceğini ve Allah’ın da o rüya ile beni beraat ettireceğini umuyordum. Vallahi Allah Resulü oturduğu yerden kalkmamıştı. Ev halkından bir kimse de dışarı çıkmamıştı. Aziz ve celil Allah Peygamber’ine vahiy indiriverdi. Kendisini vahy inerken basan şiddet yine bastı. Kendisine indirilen kelamın ağırlığından kış gününde bile inci tanesi gibi ter dökülürdü. Allah Resulünden vahiy hâli kalkınca kendisi sevincinden gülüyordu. Söylediği ilk söz şu oldu: “Müjde ya Aişe! Allah seni beraat ettirdi.”
Buraya kadar olayı Hz. Aişe’nin ağzından onun cephesinden izledik. Olayın bir diğer mağduru olan Hz. Safvan b. Muattal cephesine de bakmak gerekir. Şimdi birazda bu aşamada Hz. Safvan b. Muattal ne yapıyordu? Buna bakalım.
Hz. Safvan Bin Muattal’ın Olayı Duyması ve Tavrı

Hz. Safvan b. Muattal, iftira olayını ilk duyduğunda kahroldu ve gayri ihtiyari şu sözler ağzından döküldü:
والله ما كشفت كنف أنثى قط
“Vallahi haram yere hiçbir dişinin eteğini kaldırmadım.”
Bu iftira olayı ona çok dokundu. Çok ağırına gidiyordu. Çünkü o, Cahiliye döneminde bile harama bulaşmamıştı.
O, kendisini Hz. Peygamber’in en yakınlarından görüyordu. Uzak diyarlardan gelip Hz. Peygamber’e sığınmıştı. Onun uğrunda memleketini terk etmiş, gurbetlerde yaşıyordu. Böyle bir olayı düşünmek nasıl olabilirdi? Hayatını kendisine feda ettiği Hz. Peygamber’in pak zevcesi için bu düşünceleri taşımak aklına hiçbir zaman gelmezdi. O, kendisini onların askeri, hizmetlisi olarak addediyordu. Hz. Safvan b. Muattal, meselenin bununla kalmadığını göstermek istedi. Bu iftirayı temizlemeliydi. Öncelikle bu iftirayı şiirlerle yayan ve şahsına hakaret eden Hassan b. Sabit’e ceza vermesi gerektiğini düşündü.
Hz. Safvan b. Muattal, iftira olayının Medine’ye yayıldığını ve bu iftirayı yayanların başında Şair Hassan b. Sabit olduğunu öğrenmişti.  Hassan b. Sabit, bir şiirinde, Hz. Safvan’a ve onun kavmi bulunan Mu­darlardan kendisiyle birlikte Müslüman olanlara: “Şuradan buradan toplanan yabancılar, şevket ve kuvvet kazandılar ve çoğaldılar” diyerek tarizde bulunmuştu.
Bu sözler kendini şehirli ve medeni bulup, köyden şehre göçenleri aşağılayan bir üsluptur. Esasen Şair Hassan’ın tavrı bir şehirli olarak asırlar boyunca her coğrafyada yaşanan bir tepkisel harekettir. Her yerde şehirde yaşayan insanlar, köyden şehre göçenlerden hoşlanmazlar. Bunun sebebi, köylülerin kabalığı, köy refleksini tavırlarıyla ortaya koymaları olduğu gibi, göç edenlerin şehirdeki nimetlerin paylaşılması talebinde bulunmaları da olabilmektedir. Bu tür göç eden insanlara şehirliler: “Köyden gelip şehrin ahlakını bozdular” şeklinde sözlerle tepki verirler. Bu tepki hem köylülerin şehre yeni adetler getirip eskiden beri şehirde geçerli olan kurallara uymamaları, hem de şehirdeki refahı paylaşma taleplerine verilen bir tepkidir.
Hz. Safvan b. Muattal, Hassan’ın bu hareketini içine sindiremiyordu. Onlar, Hz. Peygamber’in rahle-i tedrisinden geçerken bu tavırların yanlışlığını öğrenmişlerdi. Kuran bu konuda şöyle buyuruyordu: “Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları, yapmadıkları bir fiilden dolayı suçlayanlara gelince, onlar iftira atma suçu işlemiş ve böylece açık bir günaha girmiş olurlar.”
“Ey iman edenler! Hiçbir insan başka insanları alaya alıp küçümsemesin, belki o alaya alıp küçümsedikleri, kendilerinden daha hayırlı olabilirler. Ve hiçbir kadın da başka kadınları küçümseyip alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha hayırlı olabilirler. Ve hiçbirinin başka birinde ayıplar arayıp onu karalamasın ve kınamasın. Kötü lakaplarla sataşıp atışıp birbirinizi aşağılamayın. İman ettikten sonra kötü bir ad sahibi olmak ne çirkin şeydir. Artık her kim bu yasak ettiği şeylerden tevbe edip dönmezse, işte onlar yaratılış gayesine aykırı yaşayanlardır.”
Hz. Peygamber, bu konuda şöyle buyuruyordu:
 “(İyi) Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kişidir.”
“Birbirinize kin tutmayınız, haset etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz. Bir Müslüman’ın, din kardeşini üç günden fazla terk etmesi helâl değildir.”
“Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz itham), sözlerin en yalan olanıdır. Başkalarının konuştuklarını dinlemeyin, ayıplarını araştırmayın, birbirinize karşı öğünüp böbürlenmeyin, birbirinizi kıskanmayın, kin tutmayın, yüz çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Allah’ın size emrettiği gibi kardeş olun. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir: Ona haksızlık etmez, onu yardımsız bırakmaz, küçük görmez. (Göğsüne işâret ederek) Takvâ buradadır, takvâ buradadır!””Kişiye, Müslüman kardeşini hor görmesi kötülük olarak yeter. Müslüman’ın her şeyi, kanı, namusu ve malı Müslüman’a haramdır.””Birbirinizle alâkayı kesmeyin! Birbirinize sırt dönmeyin! Birbirinize kin tutmayın! Haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!”
 Hz. Safvan b. Muattal, muhtemelen bunları düşünerek başına gelen bu olayı kaldıramıyordu. Bu sebeple bu tavsiyeler doğrultusunda yetiştirilen bu sahabe meseleyi halletmek için kendisi girişimde bulunmaya karar verdi.

Hz. Safvan Bin Muattal’ın Hassan Bin Sabit’i Öldürmeye Kalkışması

Hz. Safvan b. Muattal, iftira yaygarası yanında kendisine yapılan bu hakarete tahammül edememişti. Bu cezasız kalmamalıydı. Kendisini bu iftiraya karşı koruyacak bir kabileye de sahip değildi. Haklarını kendisi koruyacaktı. Bu sebeple bu işi gerçekleştirmek için yola koyuldu. Kendisi gibi gurbetten gelen arkadaşı ve Müslümanlığındaki samimiyeti Hz. Peygamber tarafından açıklanan Cuayl b. Süraka’nın yanına varıp: “Gel, gidelim Hassan b. Sabit’i vuralım. Vallahi, biz Resulullah Aleyhisselama ondan daha yakınızdır” dedi.
Hz. Safvan b. Muattal’ın bu sözü bizim için önem arzetmektedir. Bildiğimiz gibi Hassan peygamber şairidir. Hz. Peygamber’in önem verdiği bir şahıstır. Hz. Safvan b. Muattal’ın kendisini Hz. Peygamber’e ondan daha yakın görmesi, onun Hz. Peygamber ile ne derece içli dışlı ve samimi olduğunun göstergesidir. Zaten devamlı Hz. Peygamber tarafından hayatı boyunca kollanmış, kendisini hakkında güzel sözler sarfedilmiştir.
Cuayl b. Süraka, Hz. Safvan b. Muattal’ın bu teklifine katılmadı, Hassan’ı vurmaya gitmekten kaçındı ve “Resu1ullah, bunu bana emretmedikçe yapamam! Resulullah Aleyhisselam, böyle bir şey emretmedikçe sen de, yap­ma!” dedi. Fakat Safvan, Cuayl’ın bu tavsiyesine yanaşmadı. Çünkü iftira ile onuru zedelenmiş, ayrıca köylülüğü vurgulanarak aşağılanmıştı. Bunu kabullenemiyordu. Hassan’a karşı şiirle karşılık vermesi de mümkün değildi. Hassan o devrin en ünlü şairi idi. Bu durumda tek yol kalıyordu. Herkes tarafından bilinen korkusuzluğunu, cesaretini ve kahramanlığını ortaya koyarak Hassan’a gereken cezayı vermekti. Tabiî ki bu karar çok kolay bir karar değildi. Hz. Safvan b. Muattal’ın Medine’de koruyucusu olan bir kabilesi yoktu. Hassan ise arkasında Medine’nin en güçlü kabilesi olan Hazreç bulunuyordu. Ancak her ne olursa olsun kararını uygulamaya koydu ve Hassan’ı kollayıp bir gece onun önünü keserek şu şiiri de okuyarak Hassan’ı vurdu:
تلقّ ذباب السّيف منّي فإنّني … غلامٌ إذا هو جيت لست بشاعر
ولكنّني أحمي حماي وأشتفي … من الباهت الرّامي البراء الطّواهر
 “ Benim kılıç vuruşumdan sakın, Çünkü ben bir kulum. Hicve kalkışıldığı zaman ben şair değilim ama korumu korurum ve günahtan beri kimseye iftira atan iftiracıdan korunurum”
Hz. Safvan b. Muattal’ın kılıç ile bu saldırısı Hassan’ı yaraladı. Bir gözünü kör etti.
Hz. Safvan Bin Muattal’ın Yakalanıp Bağlanması

Hz. Safvan b. Muattal’ın Hassan’a saldırması üzerine Hassan, kavmini yardıma çağırdı. Onun durumunu gören kavminden Sabit b. Kays, Hz. Safvan’ın üzerine atılarak iki elini tutup iple boynuna bağladıktan sonra onu, Haris b. Hazrecoğulları’nın mahallelerine götürdü. Yolda, Abdullah b. Revaha, ona rastladı. “Nedir bu?” diye sordu.
Sabit b. Kays: “Sen, bunun Hassan’ı kılıçla vurmasına şaşmıyor mu­sun?”Vallahi, ben, onun Hassan’ı muhakkak öldürmeğe kastettiğini gör­düm!” dedi. Abdullah b. Revaha insanların rastgele birbirine ceza vermesinin mümkün olmadığını belirtmek için: “Hz. Peygamber’in bu yaptığın şeyden haberi var mı?” diye sordu. Sabit b. Kays: “Hayır! Vallahi, haberi yoktur!” dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Revaha: “Sen, cüretkârlık yapıyorsun. Serbest bırak şu adamı!” dedi. Sabit b. Kays, Hz. Safvan b. Muattal’ı serbest bıraktı. Sonra, Resu1ullah Aleyhisselama gidip meseleyi anlattılar. Resulullah, Hassan’ı ve Hz. Safvan b. Muattal’ı çağırttı.

Hz. Safvan Bin Muattal’ın Muhakeme Edilişi ve Tutuklanışı

Hz. Peygamber, ikisini bir araya getirip sorguladı. Hassan, Hz. Safvan b. Muattal’ın kendisini öldürmeye kastederek saldırdığını ve yaraladığını iddia etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber, durumu Hz. Safvan b. Muattal’a sordu. Hz. Safvan b. Muattal: “Ya Resulallah! Bu, beni üzdü ve yerdi, bana akılsızlık ve beyinsizlik isnat etti ve beni Müslümanlık hakkın­da kıskandı. Öfkemi yenemedim, ona vurdum” dedi. Hz. Safvan b. Muattal, burada iftira olayı bahane edilerek kendisinin aşağılandığını, kavminden dolayı küçümsendiğini ve Müslümanlığının hakir görüldüğünü belirtmiş oldu.
Bunun üzerine Hz. Peygamber, Hassan’ı azarladı ve: “Ey Hassan! Allah onları, kavmini İslam’a sokmak suretiyle doğru yola iletmişken, hicret ettirmişken, sen onları nasıl kötülersin? Sen nasıl bir Müslüman’a ve Müslüman bir kavme beyinsiz, akılsız dersin, aşağılarsın? derhal özür dile” dedi. Böylece Hz. Peygamber, toplumdaki vatandaşların statülerin eşitliğine, hiç kimsenin kimseyi aşağılamaya hakkının olmadığına vurgu yapmış oldu.
Ancak adam öldürmeye kasıt olduğu için de hukukun gereği olarak Hassan’ın kavmi olan Hazreçlilere hitaben: “Hz. Safvan b. Muattal’ı tutuklayın. Geceyi bekleyin, eğer Hassan yaşarsa veya ölürse kısas hakkınız var” demiştir. Bunun üzerine Hassan’ın kabilesi olan Hazreçliler, Hz. Safvan’ı götürüp hapsettiler.
Sad.b. Ubade’nin, Hz. Safvan Bin Muattal’ı Bıraktırışı ve Giydirip Kuşattırışı

Sad b. Ubade, Medine’deki iki büyük Müslüman gruptan biri olan Hazreçlilerin lideri idi. Hz. Safvan b. Muattal’ın Hazreçliler tarafından hapsedildiğini duyunca kavminin yanına gelip onları kınadı ve suçun kendilerinde olduğunu belirterek şöyle dedi: “Siz, Re­sulullah’ın ashabından bir adamı(Safvan b. Muattal’ı) şiirle üzmeye ve yermeye kalktınız ve kendisine sövdünüz. Aleyhinde söylenen şeyle onu kızdırdınız. Sonra da, Resu1ulah aranızda iken, onu tutup en kötü bir esaretle esir ettiniz!” dedi. Bu sözlerle Hz. Safvan b. Muattal’ın haklı olduğunu asıl suçlunun onu hicveden Hassan olduğunu, üstelik buna mecbur olan Hz. Safvan b. Muattal’ı hapsetmekle çok kötü yaptıklarını söyledi. O, kavminin üzerindeki ağırlığını kullanarak Hz. Safvan b. Muattal’ı serbest bıraktırmak ve meseleyi güzelce halletmek istiyordu.
Hazreçliler bu söz üzerine: “Onun hapsedilmesini bize Resulullah Aleyhisselam emretti ve bize ‘Adamınız, ölürse, ona kısas yapın!’ buyurdu” dediler. Sad b. Ubade: “Vallahi, onu affetmek, Resulullah’a daha sevimli bir iştir. Fakat Resulullah Aleyhisselam, hak ve adaletin gereğine göre hüküm vermiştir! Hiç şüphesiz Resulullah, Safvan’ı serbest bırakmayı arzu ederdi. Vallahi, onu serbest bırakıncaya kadar yanınızdan ayrılmayacağım” dedi.
Sad b. Ubade, Safvan b. Muattal’ın affı için kavmi üzerinde bu şekilde ağırlığını koyması üzerine, şikâyetçi Hassan b. Sabit: “Ey Sad! Bana ait bütün hakları senin hatırın için bağışlıyorum.” dedi. Fakat Hassan b. Sabit’in kabilesi Hazreçliler Hz. Safvan b. Muattal’ı affetmeye yanaşmadılar. Bunun üzerine kavmine son derece kızan Sad: “Ben, size şaştım ve bugün sizde görmediğimi gördüm. Hassan, hakkından vazgeçiyor, siz ise, yanaş­mıyorsunuz!” dedi. Bunun üzerine Hazreçliler, utandılar ve Hz. Safvan b. Muattal’ın bağını çözüp serbest bıraktılar.
Sad b. Ubade, Hz. Safvan’ı alıp evine götürdü. Ona bir elbise giydirdi. Mescide götürdü. Hz. Peygamber, onu böyle giyimli ve bakımlı görünce şaşırdı ve: “Safvan mı bu?” diye sordu. “Evet! Ya Rasulallah!” dediler. “Kim giydirip kuşattı onu?” diye sordu. “Sad b. Ubade” dediler. Hz. Peygamber de: “ Allah da, ona Cennet elbiselerinden giydirsin” buyurdu. Bundan sonra, Sad b. Ubade, Hassan b. Sabit’e: “Eğer, Resulullah’a gidip:  ‘Safvan’dan dolayı bütün haklarımı senin için bağışladım ya Resulallah!’ demezsen, seninle temelli konuşmayacağım!” dedi.
Bu durum Safvan b. Muattal’ın Hazreçlilerin lideri nezdinde ne kadar itibarlı olduğunun en açık delilidir. Hazreç lideri Sad b. Ubade, kavmi üzerindeki bütün kredisini kullanarak Safvan b. Muattal’ın bağışlanması için uğraş vermektedir.

Hassan’ın Hz.Safvan’a Hakkını Bağışlayışı

Hz. Peygamber, kendisine geldiği zaman Hassan b. Sabit’e: “Ey Hassan! Sen, yaralanmış olmandan doğan hakkını ona bağışla” dedi. Hassan da: “Ya Resulallah! Ben, o hakkımı Senin için bağışladım.” dedi. Hassan’ın bu şekilde affetmesi üzerine hem Hz. Peygamber Bireha isimli bir bahçeyi, hem de Sad b. Ubade kendisine bir bahçe hediye etti. Ayrıca İfk Olayı sebebiyle Hassan’a Sirin’i verdi.
İftiranın Allah Tarafından Temizlenmesi

Buraya kadar anlattıklarımızdan da anlaşılmıştır ki; olayın hedefindeki gerek Hz. Safvan b. Muattal gerek Hz. Aişe, gerçekten çok mağdur durumda idiler. Üzerlerine atılan iftirayı hangi delille silebilirlerdi? Ne söylerlerse: “inkar ediyor” denileceklerdi? Hz. Peygamber de çok sıkıntılı idi. Olayın gerçekliğini kabullenemezdi. Reddetse ona da: “inkar ediyor olayı kapatıyor” denilecekti. Medineli Müslümanlar ne yapacaklarını şaşırmışlar, kimisi olayı kabulleniyor, kimisi olaydan şüpheleniyor, kimisi de bunu reddediyordu. İşte Medine bu şekilde bir ay kadar çalkalandıktan sonra Nur suresindeki ayetler nazil olarak toplumsal sıkıntı giderildi. Hem Hz. Aişe hem de Hz. Safvan b. Muattal üzerlerine atılan iftiradan Allah’ın müdahalesi ile kurtuldular. Şimdi Hz. Safvan b. Muattal’ın beraatını ilan eden bu ayetleri incelemeye çalışalım:

إِنَّ الَّذِينَ جَاؤُوا بِالْإِفْكِ عُصْبَةٌ مِّنكُمْ لَا تَحْسَبُوهُ شَرّاً لَّكُم بَلْ هُوَخَيْرٌ لَّكُمْ لِكُلِّ امْرِئٍ مِّنْهُم مَّا اكْتَسَبَ مِنَ الْإِثْمِ وَالَّذِي تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظِيمٌ {11}    لَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ الْمُؤْمِنُونَوَالْمُؤْمِنَاتُ بِأَنفُسِهِمْ خَيْراً وَقَالُوا هَذَا إِفْكٌ مُّبِينٌ {12}  لَوْلَاجَاؤُوا عَلَيْهِ بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء فَإِذْ لَمْ يَأْتُوا بِالشُّهَدَاء فَأُوْلَئِكَعِندَ اللَّهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ {13}  وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ لَمَسَّكُمْ فِي مَا أَفَضْتُمْ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ {14} إِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِأَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِأَفْوَاهِكُم مَّا لَيْسَ لَكُم بِهِ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّناً وَهُوَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمٌ {15}  وَلَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوه ُقُلْتُم مَّا يَكُونُ لَنَا أَن نَّتَكَلَّمَ بِهَذَا سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ {16}  يَعِظُكُمُ اللَّهُ أَن تَعُودُوا لِمِثْلِهِ أَبَداً إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ {17} وَيُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ {18}  إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌفِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ {19}  وَلَوْلَا   فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَأَنَّ اللَّه رَؤُوفٌ رَحِيمٌ {20}  يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَن يَتَّبِعْخُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَإِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُاللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ أَبَداً وَلَكِنَّ اللَّهَ يُزَكِّيمَن يَشَاءُ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ {21}  وَلَا يَأْتَلِ أُوْلُوا الْفَضْلِ مِنكُمْوَالسَّعَةِ أَن يُؤْتُوا أُوْلِي الْقُرْبَى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِيسَبِيلِ اللَّهِ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْوَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Şimdi İfk Olayı üzerine nazil olan bu ayetleri anlamaya çalışalım:
11. (Peygamber’in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir guruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşlık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.
Gelen ilk ayetler Hz. Safvan b. Muattal ve Hz. Aişe olayı ile Medine toplumunun imtihandan geçtiğini, şer gibi gözüken bu olayda esasen hayır bulunduğunu, iftiraya karışan ve imtihanı kaybedenlerle kaybetmeyenlerin böylece ayırt edildiğini belirtiyor. Ayrıca iftira atanların cezalandırılacaklarını belirtiyor. Bu ayet üzerine başta İbn Übey olmak üzere, Hassan, Mıstah b. Üsase ve Hamne b. Cahş’a iftira cezası uygulandı.
12. Bu iftirayı işittiğinizde erkek ve kadın müminlerin, kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da: “Bu, apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?
Bu tavrı gösteren Müslümanlar olmuştur. Bunlardan ilginç bir örnek vermek istiyoruz: Hz. Peygamber’e hicret sonrası ev sahipliği yapan Hz. Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensârî’nin zevcesi Ümmü Eyyub, kocasına: “Ey Ebu Eyyub! Halkın Âişe aleyhinde söyledikleri şeyleri işittin mi?’ diye sorunca, Ebu Eyyub: “Evet! İşittim. Onların hepsi yalan ve uydurmadır! Ey Ümmü Eyyub! Sen Aişe yerinde olsan böyle bir kötülük işler miydin?’ diye sordu. Ümmü Eyyub: “’Hayır! Vallahi, ben katiyyen öyle bir kötülük işlemezdim!’ dedi. Ebu Eyyub: “Safvan’ın yerinde ben olsaydım, böylesine kötülük işler miydim?”  Ümmü Eyyub: “’Hayır! Vallahi, sen de katiyyen öyle bir kötülük işlemezdin!’ dedi. Bunun üzerine Hz. Ebu Eyyub el-Ensari şu tarihi cümleyi sarfetti: “Şunu bil ki; Aişe senden Safvan benden hayırlıdır. Onlar hiç işlemezler.”
Bu sözler, gerçekten bu sahabedeki yüceliği gösteren çok önemli bir tavırdır.  Hz. Peygamber’in: “Kendi için istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçek Müslüman olamazsınız” hadisi gereğince yaşamanın güzel bir örneğidir. Bu, tarihte ender rastlanan bir empati örneği olsa gerektir.
İfk Olayı sırasında Hz. Safvan b. Muattal’a bu kadar destek veren Hz. Ebu Eyyub El-Ensari ile Hz. Safvan b. Muattal’ın aynı coğrafyada mezarlarının olması da ilginç bir tesadüftür.
13. Onların (iftiracıların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Mademki şahitler getiremediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler.
Bu ayetle iftiracıların yalanı ortaya çıktı ve yalancı konumuna düştüler.
14. Eğer dünyada ve ahirette Allah’ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap isabet ederdi.
15. Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Hâlbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.
Hz. Aişe’nin ve Hz. Safvan b. Muattal’ın başından geçen İfk (iftira)Olayı’yla ilgili olarak Cenab-ı Hakk’ın sahabeye yönelttiği bu ikaz dolu ifadeler önemlidir. Bu ikazında Cenab-ı Hak, iftirayı işiten erkek ve kadın müminlerin hüsnü zanda bulunup “Bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerektiğini, oysa onlardan bir kısmının iftirayı dilden dile aktardıklarını, hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeyi ağızlarında geveleyip durduklarını ifade etmektedir. Ayrıca bu olay, önemsiz olmayıp Allah katında büyük bir suçtur. Son olarak Allah: “inanmış insanlarsanız bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan Allah sizi sakındırıp uyarır” buyurmaktadır. Buradaki hitap ayette de vurgulandığı gibi ilk muhataplar olan mümin erkek ve kadın sahabeleredir.
16. Onu duyduğunuzda: “Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Hâşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır” demeli değil miydiniz?
İftira konusunda en ilginç tepkiyi o zamana kadar kendisinden korktukları için kimsenin söyleyemedikleri Hz. Ömer vermişti. Hz. Peygamber’in ona bu mesele konusunda danışıp görüşünü alması üzerine Hz. Ömer başını göğe dikip şu şekilde tepki vermişti:
سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ
“Allah! Allah! Bu büyük bir iftiradır.” (Nur suresi-16) Daha sonra inen ayetler de aynen Hz. Ömer’in dediği kelimelerle nazil olmuştu.
17. Eğer inanmış insanlarsanız, Allah, bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarır.
18. Ve Allah ayetleri size açıklıyor. Allah, (işin iç yüzünü) çok iyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
19. İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de çetin bir ceza vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
20. Ya sizin üstünüze Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (haliniz nice olurdu)!
21. Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği (yüz kızartıcı suçları) ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir.
22. İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
İşte Kuran’daki kıyamete kadar bütün Müslümanların okuyacakları, tilaveti ile ibadet edecekleri, ayetlerle (Nur suresi 11-23) Hz. Safvan b. Muattal ve Hz. Aişe temizlendi. Bu beraet çift taraflı oldu ve bu ayetler hem Hz. Safvan b. Muattal hem de Hz. Aişe hakkında nazil oldu. Tarihçiler bu konuda son sözü şöyle ifade ederler:

فبرأهما الله مما قالوا. “Allah o ikisini (Hz. Aişe ve Hz. Safvan b. Muattal’ı) dedikleri iftiradan temizledi.”
برأهما الله من فوق سبع سماوات وأنزل الله في براءتها آيات
“Allah onları yedi kat göklerin üzerinden inzal ettiği ayetlerle temizledi.”
Hasur Meselesi

Meselenin burasında Hz. Safvan b. Muattal’ın hasur yani erkekliğinin olmadığı iddiasına temas etmemiz gereklidir. Bazı kaynaklar onun erkekliğinin olmadığını belirtirler. Bunun da İfk Olayı’ndaki mesele konusunda Allah’ın Hz. Peygamber’in zevcesini mucizevî bir şekilde nasıl temizlediğinin gerçek bir kanıtı olduğunu belirtirler. Bu görüşlerine delil olarak da Hz. Safvan b. Muattal’ın İfk Olayı’nı duyması üzerine sarf ettiği “Vallahi haram yere hiçbir dişinin eteğini kaldırmadım.” sözünü gösterirler.
Ancak bu mesele de problem bulunmaktadır. Bu iddia daha çok tahmine dayalı bir yorum olarak gözükmektedir. Eğer böyle bir durum olsaydı Medine’de bulunan ve bu konuyu bilen insanlar tarafından ortaya konurdu. İfk Olayı tartışmalarının yaşandığı bir ay boyunca bu durum gündeme taşınırdı. Ancak hiçbir zaman böyle bir durum olmamıştır.
Ayrıca Hz. Safvan b. Muattal, evli bir sahabedir. Daha sonra aktaracağımız şekilde o,  eşinin çok ibadetten dolayı kendisine karşı kadınlık görevini tam olarak yapmadığını, genç bir erkek olarak sabredemediğini açıkça bizzat Hz. Peygamber’e şikâyet eden birisidir. İbare aynen şöyledir:
وَأَنَا رَجُلٌ شَابٌّ فَلَا أَصْبِرُ
 “Ben genç bir adamım, sabredemiyorum”
Bu rivayetler onun hasur(iktidarsız) olduğu iddiasını çürütmektedir.
Hz. Safvan b. Muattal’ın: “Vallahi haram yere hiçbir dişinin eteğini kaldırmadım.” sözüne gelince, bu sözü  “harama el uzatmadım” anlamında söylemiş olmalıdır. Değilse “gücüm yoktu bu sebeple harama el uzatamadım” anlamında söylediğini varsaymak pek uygun değildir kanaatindeyiz. Sonuçta o, evli bir erkektir, hasur değildir.
Esasen bu olayın başka bir olayla karıştırıldığını tahmin ediyoruz. Hz. Peygamber’in Mısırlı cariyesi olup oğlu İbrahim’in annesi olan Mariye’nin yanına yine Mısırlı zenci bir köle olan birisi gelip gidiyordu. İnsanlar dedikodu yapmaya başlayınca meseleyi öğrenmek için Hz. Ali görevlendirildi. Hz. Ali bu köleyi sıkıştırınca onun iktidarsız (hadım edilmiş olduğunu)olduğunu gördü ve mesele böylece kapanmış oldu.
Muhtemelen Mariye konusunda Hz. Peygamber’in ailesinin bu şekilde temizlenmesi olayı,  İfk Olayı ile karıştırılmıştır. Ve kitaplara sanki bu olay da bu şekilde olmuş gibi aktarılmıştır. Esasen konu aktardığımız şekilde olmalıdır. İki olay birbiriyle karıştırılmıştır.
İfk Olayı Sonrası Hz. Safvan Bin Muattal

Hz. Safvan b. Muattal’ın beraati, Allah tarafından belgelendikten sonra o, yine Hz. Peygamber çevresinde olanlardan biri olmaya devam etti. Onu hemen her savaşta görmeye devam ediyoruz. O, bu savaşlarda sadece resmi görevi olan ordu artçılığı görevini yapmıyor, aynı zamanda savaşlara katılıp kahramanca mücadele veriyordu. Onun savaşlarda Hz. Peygamber ile birlikteliği ileride vereceğimiz rivayetlere de yansımıştır.
Yeni Bir Görev

Hz. Peygamber, bazen Medine’deki topluma duyurulmak üzere bazı duyurular yapardı. Bu duyuruları yapmak için bazı sahabeler görev yapardı. İşte bu sahabelerden biri de Hz. Safvan b. Muattal’dır.
Hz. Peygamber bir seferinde içki yasağı geldikten sonra hangi şeylerin içki, hangilerinin içki olmadığını netleştirmek için duyurular yaptırıyordu. Çünkü sahabenin içtikleri her şey alkollü olmayıp haram değildi. Bu sebeple yine bir seferinde Hz. Peygamber Hz. Safvan b. Muattal’ı görevlendirip Medine halkına: “küpte nebiz yapıp içmemelerini, bunun haram olduğunu ve yasaklandığını” ilanını yaptırttı.
Kürz b. Cabir Seriyyesi

Hz. Safvan b. Muattal, Medine dönemindeki yıllar boyunca bütün seriye ve harplere katıldı. Onun bazı savaşlar ve seriyyelerde ön plana çıktığını acil durumlarda gönderilen birlikler içinde yer aldığını görüyoruz. İşte bunlardan biri de Kürz b. Cabir Seriyyesi’dir.
Hicretin altıncı yılında Hz. Peygamber, Hudeybiye Seferi’ne çıkmadan hemen önce bir grup bedevi Arap Medine’ye gelip İslam’a girdi. Bu kişiler zayıf, hastalıklı, sıtmalı, karınları şiş bir halde idiler. Hz. Peygamber bunların düzelmesi için devletin develerinin olduğu yere gitmelerini orada deve sütü ile beslenip düzelmelerini istedi. Onlar da gittiler, hastalıkları düzeldi hatta şişmanladılar.
Bu iyiliğe rağmen bu bedeviler durumları düzelince oradaki develerin başındaki Hz. Peygamber’in görevlendirdiği çobanın gözüne, diline dikenler batırdılar, el ve ayaklarını kestiler, işkence ile öldürdüler, develeri de alıp kaçtılar. Olayı duyan Hz. Peygamber, derhal 20 kişilik bir süvari kuvveti hazırladı. Bu birliğin içinde Hz. Safvan b. Muattal da vardı. Bu birlik bu hainleri yakaladı. Bunlar Medine’ye getirildi. Kısas yapılıp elleri ayakları kesilerek öldürüldüler.
Hz. Peygamber: Dokunmayın Safvan’a

Hz. Peygamber, Hz. Safvan b. Muattal hakkında gelen şikâyetleri hep ihtiyatla değerlendirmiş, Hz. Safvan b. Muattal hakkındaki hüsnü zannını hiç yitirmemiştir. O, Hz. Safvan b. Muattal hakkında şikâyetlere karşı hep Hz. Safvan b. Muattal’ı savunur durumda olmuştur. Bu durum İfk Olayı’nda bile böyle olmuştu. Nitekim yine bir savaş sırasında Hz. Safvan b. Muattal’ın şiir söyleyerek birisine tarizde bulunduğu Hz. Peygamber’e şikâyet edilmesi üzerine Hz. Peygamber adeta konunun detayını bilmeden onun hakkında şöyle demiştir:
دعوا صفوان بن المعطل فإنه طيب القلب خبيث اللسان
“Hz. Safvan b. Muattal’a dokunmayın, çünkü o sözü sert, sivri dilli biri olsa da, kalbi iyilikle doludur.” 
Hz. Peygamber’in bu sözü ilk planda onu tenkit gibi görünse de esasen onu övmeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber’in bu sözünden Hz. Safvan b. Muattal’ın bir özelliğini daha görüyoruz. Bu özelliği de onun gizli saklı işler çevirmediği, içidışı bir, dobra dobra bir insan olduğunu anlıyoruz. Aslında İfk Hadisesi’nde Hassan’a karşı tavrı da onun bu özelliğini bir miktar da olsa göstermekteydi. Yani Hz. Peygamber Hz. Safvan b. Muattal’ın dobra dobra bir karaktere sahip bir insan olduğuna şahitlik etmektedir.
Başka bir rivayette ise şöyle demiştir:

“ Bırakın Hz. Safvan b. Muattal’ı O, Allah ve Resulünü seviyor”
İşte Hz. Safvan b. Muattal için bu şehadet yeter. Hz. Peygamber onun Allah ve Resulü sevgisinin her şeyi kapatacağını, küçük hataları olsa bile bu özelliğinin bile ona yeteceğini çok güzel anlatıyor.
Hz. Peygamber’den Sonra Safvan

Hz. Peygamber’in vefatından hemen sonra Arabistan’daki birçok bölge Müslüman birliğinden ayrılmaya teşebbüs etti. İlk Halife Hz. Ebubekir Ridde Hareketleri denilen bu hareketlerle çok yoğun şekilde mücadele etti. Bu mücadelede onun en büyük yardımcıları sahabeler toplumu idi.
Müslümanlık bu kadar yaygınlaşmışken bu durumun ortaya çıkması yine bu kutlu insanların işbaşına çağrılmasına sebep oldu. Nitekim sahabeler de bu savaşlara yoğun şekilde katılıp Hz. Peygamber sonrası İslam’ı yok etmek isteyen bu tür hareketlere izin vermediler. Hz. Safvan b. Muattal da bu dönemde gerçekleşen Ridde Olayları’na muhtemelen katıldı. Müslüman sahabe toplumu, Ridde Olayları döneminde Arabistan yarımadasının birliğini tekrar kurmaya çalışıldığı bu savaşlara arasında iştirak ettiler.
Şam ve Irak Bölgesine Seferler

Ridde Olayları’nın bastırılmasından sonra ordular, Müslüman elçileri ve tüccarları katleden Şam bölgesindeki yönetimlere doğru yönlendirildi. Bu arada orduların bir kısmı da Irak cephesinde savaşıyordu. Hz. Safvan b. Muattal, bu dönemde esas olarak Şam cephesinde bulunsa da Irak cephesinde de bulunmuştu. Muhtemelen bu seferler sonunda elde ettiği kazançlarla Basra’nın zengin bir semti olan Mirbad Sokağı’nda bir ev edinmişti.
Hz. Safvan b. Muattal, Irak cephesinden çok, Şam Cephesinde bulundu. Şam bölgesinde birçok sefere katıldı. Oradaki bazı mücadeleleri, kahramanlıkları kitaplara girmiştir. Bazı savaşlarda söylediği şiirlerle az da olsa şairliğini ortaya koymuştur. Nitekim Deriyye bölgesindeki Rum kökenli bir adamla yaptığı mücadelesini sonradan şiirle anlatmıştır.
Bu bölgeye gelen İslam orduları ilk başta Bizanslılar tarafından zorlansalar da bölge halkları tarafından sevinçle karşılandı. Gelen ordular, onlara insanca davranıyordu. Bu sebeple artık bütün şehirlerin kapıları fazla zorlanmaksızın Müslüman ordulara açılıyordu. Bölge halklarını geneli şu sözü söylüyorlardı: “Başımızda Bizans külahı görmektense Müslüman sarığı görmeyi yeğleriz.”
Cezire Bölgesi ve Çevresi

İslam orduları Şam Bölgesi’ni fethettikten sonra kuzeye doğru yöneldiler. Ancak Bizanslılar, gelen Müslüman ordu karşısında dayanamayacaklarını anlayınca ince bir taktikle Toros Dağları hattına çekildiler ve günümüzde Toros Dağları hattının güneyinde kalan bölgeyi adeta Müslüman ordulara terk ettiler. Bu durumda Müslüman orduları bu bölgeyi ele geçirmeye başlayınca doğal coğrafya gereği batıya doğru değil de doğuya doğru yönelmek zorunda kaldılar. İşte bu bölge’ye Müslüman coğrafyacılar Fırat ve Dicle’nin arasında bir ada gibi kaldığı için bu anlamda Cezire Bölgesi demişlerdir.
Şam bölgesinden oluşturulan yeni ordular işte bu bölgeye doğru yöneldiler. Hz. Safvan b. Muattal da Şam bölgesindeki fetihlere katıldıktan sonra kuzeye yönelen ordular içerisinde bulundu. Yalnız bu sefer o artık bir asker değil bu ordular içindeki komutanlardan biri oldu.
Safvan, Iyaz b. Ğanm komutasında Cezire bölgesine yürüyen sağ kanat komutanı Said b. Amir olan ordunun, sol kanat komutanı idi. Bu ordu, öncelikle Cezire Bölgesi’nin fethedilmesinde anahtar rol üstlenen Urfa’yı sulhen ele geçirildi. Böylece bundan sonraki fetihlere zemin teşkil edecek olan antlaşma burada gerçekleşti. Bu antlaşmaya Ruha (Urfa) Antlaşması diyoruz. Bu antlaşma bundan sonra bölgede Adıyaman’dan Siirt’e, Hilat’a (Ahlat) kadar her gidilen ve ele geçirilen yerlerde aynen uygulanacaktır. Bundan dolayı Belazuri Cezire bölgesinin sulhen (savaşmaksızın) fethedildiğini açıkça söyler. Bu antlaşmanın metni aynen şöyledir:
“Ben onların canları, malları, çocukları, kadınları, şehirleri ve değirmenleri için eman verdim; şu şartla ki onlar üzerlerindeki hakkı ödesinler. Köprülerimizi tamir etmeleri, yollarını şaşıranlarımıza yol göstermeleri de onlardan istediğimiz diğer şeylerdir. Allah, melekleri ve Müslümanlar şahit oldu.” Bir diğer varyantında; “bölge halkı Müslümanlara korunmaları karşılığı cizye verecekler, Müslümanlara karşı ihanet içinde olmayacaklar, Müslümanlar da onların canlarını ve mallarını koruyacaklar, kiliselerini yıkmayacaklar ve oturmayacaklar.”
Cezire bölgesine giren Müslüman ordusu, Urfa’da ikiye ayrıldı. Bir kısmı doğuya Diyarbakır bölgesine doğru gidip oraları fethe devam ederken, bir kısmı da kuzey’e Adıyaman bölgesine doğru yöneldi. İşte h.18/640 da bu bölgeye doğru yönelen ordunun başında da Hz. Safvan b. Muattal var idi. Hz. Safvan b. Muattal ve Habib b. Mesleme el-Fihri komutasındaki ordu Sümeysat’a(Samsat) gönderildi. Bu ordu 4. Ermeniyye de denilen bu bölgeyi ve civarını fethetti. Hz. Safvan b. Muattal burada Sümeysat ve çevresini fethettikten sonra Cezire bölgesi genel komutanı olan Iyaz b. Ğanm bölgeye geldi ve yöre halkıyla Ruha Antlaşması’na göre her evden bir dinar vergi ile iki müdd buğday vermeleri karşılığı anlaştı. Bu şekilde Adıyaman bölgesi cebren değil, Urfa bölgesi gibi sulhen fethedildi.
Adıyaman’da Yerleşim

Bölgenin fethinde komutan olarak önemli işlev gören Hz. Safvan b. Muattal, Samsat’ın fethi sonrası bu bölgelerden sorumlu komutan olarak buraya yerleşmeye karar verdi. Bu kararının en önemli sebeplerinden biri bu bölgenin Bizans sınırında bulunup devamlı saldırıya açık bir yer olmasından olsa gerektir. Tarihçiler onun bu bölgede görevlendirilen ilk görevli olduğunu belirtirler.
Bizanslılar Toros hattının kuzeyine çekilip Toros hattını tahkim etseler de zaman zaman bu bölgelere saldırılar düzenleyebiliyorlardı. Hz. Safvan b. Muattal, bu şekilde buraya yerleşerek İslam tarihinde Ribat denilen bir anlamda sınır karakolu görevini üstlenmişti. Buradan da zaman zaman gerektiğinde Bizans topraklarına seferler düzenliyordu. Nitekim o dönemin ünlü kalesi Kemah’ı bu düzenlediği seferlerinden birinde 59/679 ele geçirdi.  Yanında kendi kabilesinden Umeyr b. Hubab es-Sulemi vardı. Bu sefer Hz. Safvan b. Muattal’ın Bizans’ın tahkim ettiği Toros hattını yardığını ve o dönem Anadolu’nun en müstahkem kalelerinden biri olan Kemah’ı ele geçirebilecek güçte bir orduya sahip olduğunu göstermektedir. Zaten sınır bölgesinde bu güce sahip olmasaydı, yaklaşık yarım asra varan bir dönemde Adıyaman bölgesinde tutunabilmesi mümkün değildi.
40 Yıllık İkamet

Hz. Safvan b. Muattal, ömrünün yaklaşık 6 yılını Hz. Peygamber ile geçirmişti. Bundan sonraki iki yıl Medine’de Hz. Ebubekir ile beraber oldu, onun gönderdiği ordulara katıldı. Bundan sonraki 6 yılını önce Irak sonra Şam bölgesindeki seferlerde geçirdi.
Hz. Safvan b. Muattal’ı hicretin 18. yılından sonraki hicretin 60 yılındaki vefatına kadarki 40 yılı aşkın süreyi Adıyaman Bölgesi’nde geçirdi. O, bu 40 yıl boyunca devamlı cihat ile meşgul oldu. Hz. Safvan b. Muattal dört halife dönemi boyunca buraya hakim oldu. Buraya yerleşti. Belazuri aynen şöyle der: اقام صفوان بها   “Hz. Safvan b. Muattal buraya(Adıyaman) yerleşti, burayı vatan edindi.” Yani, o ömrünün büyük bölümünü Adıyaman topraklarında geçirdi. Günümüz tabiriyle Adıyaman’ın hemşerisi oldu.
Esasen onun bütün ömrüne bakıldığı zaman ömrünü İslam’ın yücelmesi için savaşlarda geçirdiğini rahatlıkla görebiliriz. Çünkü sınır bölgesine yerleşmişti ve düşmanla devamlı temas halindeydi. Hz. Safvan b. Muattal’ın bu bölgede sağlam bir şekilde mücadelelere devam etmesi aslında daha doğudaki İslam memleketlerinin güvenliğini sağlıyordu. Çünkü Bizans bu bölgeyi geçmeksizin diğer yerlere ulaşamıyordu. Burası Suğur dediğimiz İslam ordusunun sefer için harekat merkezi idi.
Hz. Safvan b. Muattal böylece bölgeye garnizonlar yerleştirdi. Bölgeyi Müslüman Arapların iskânına açtı. Gelen Araplardan oluşturduğu ordularla Bizans topraklarına seferler düzenledi.
Hz. Safvan b. Muattal, bu bölgede görev yaptığı yıllarda buraya kendi kabilesi olan Suleym kabilesinden yoğun göçler oldu. Suleymoğulları, Adıyaman bölgesine yerleştiler ve buranın İslamlaşmasına katkıda bulundular. Böylece bu kabile, Avasım bölgesi dediğimiz Bizans sınır bölgesinde görev yapıp güçlendikçe saldıran Bizans’a karşı ribat görevini üstlenmişti. Hz. Safvan b. Muattal, kendi kabilesini bu şekilde İslam’a hizmet alanına sokmuştu.
Bu anlamda Adıyamanlılar ve çevresinde oturan insanların bir kısmının Hz. Safvan b. Muattal’ın sülalesi olan Suleymoğulları’ndan olabileceklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durum Hz. Safvan b. Muattal ile de akraba olmayı da gerektirir. Bu da Adıyamanlılar için önem verecekleri bir durumdur diyebiliriz.  Bu topraklarda 40 yılı aşkın ömür süren bir sahabeye sahip olmaları da ayrı bir değerdir denilebilir. Böyle bir durum Anadolu topraklarının hiçbir yerinde rastlanmaz. Hiçbir Anadolu toprağında 40 yıl yaşayıp oraya defnedilen bir sahabe bulamamaktayız. Bunu da önemli bir not olarak kaydetmeliyiz.
Hz. Safvan Bin Muattal’ın Vefatı

Hz. Safvan b. Muattal, 20 yıl kadar Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinde bölgede görev yaptı. Dört Halife’den sonraki Muaviye döneminde de Muaviye tarafından buraya vali olarak tayin edildi. 20 yıllık Muaviye’nin döneminde de burada görev yaptı. Böylece Hz. Safvan b. Muattal, toplam 40 yıla yakın bu bölgede resmi bir görev icra etmiş oldu. Bu görevi bölgedeki en yetkili kişi olarak ortaya çıkıyordu.
Bu 40 yıllık dönemi devamlı bir mücadele ile geçti. Yabancısı olduğu, ancak vatan edindiği bu topraklarda İslamiyet’in yaygınlaşması için Bizans ile amansız savaşlara girdi. Yaralandı ve nihayet bu topraklarda Muaviye döneminin sonlarında mücadeleler sırasında 60/680 şehit düştü.
Belazuri şöyle der:
اقام صفوان بها وبها توفى    “Hz. Safvan oraya yerleşti ve orada vefat etti”
Vefat ettiği sırada bölgede vali olduğu gibi, aynı zamanda mücadele eden komutanlardan biriydi.
İbnu’l-Esir açıkça söyler:
إنه قتل شهيدا   “O, şehit olarak öldü”
İbn Abdilber, bu konuda şu ifadeyi kullanır: 
أنه قتل في سبيل الله   “O Allah yolunda öldürüldü”
Onun nasıl şehit olduğunu ise şu ifade açık bir şekilde anlatmaktadır:
فاندقت ساقه، ثم لم يزل يطاعن حتى مات  “Ayağı kırıldı, buna rağmen savaşa devam etti ve şehit oldu.”
Bu ifade Hz. Safvan b. Muattal’ın savaş sırasında ayağının kırıldığını ancak buna rağmen savaşa devam ettiğini ve sonunda şehadet mertebesine kavuştuğunu göstermektedir. O, İslam’a girişinden itibaren yaklaşık 60 yıla varan bir dönem boyunca savaşlara katıldı, ancak arzuladığı şehâdet Adıyaman topraklarında ona nasip oldu.
Zehebi, onun nerede vefat edip nerede defnedildiğini şu ifadelerle belirtir:
 بسميساط من الجزيرة وقبره هناك مات “Cezire bölgesine ait olan Sumeysat’ta (Samsat) vefat etti ve kabri de oradadır.”
Benzer bir ifadeyi İbn Hacer de kullanır: 
مات بالجزيرة بناحية شمشاط، ودفن هناك “Cezire’nin nahiyesi olan Şimşat’ta (Samsat) öldü ve oraya defnedildi.”
İbn Asakir’de onun öldüğü yer konusunda ilginç bir ayrıntı bulunuyor:
“Hz. Safvan b. Muattal, 4. Ermeniyye’ye (Samsat) yöneldi ve oraları fethetmeyi Allah ona müyesser kıldı. O, orada Bula denilen bir kaleyi kuşatmıştı. Oradan ona taş atarak öldürdüler. O, kalenin ön tarafına oradaki bir pınarın yakınına defnedildi.”  Ebu İshak es-Sincarî der ki: “Biz bir grup içinde Bula’ya geldik. Oranın ahalisinden yüz veya daha fazla yaşlarda olan bir ihtiyar bana dedi  ki: Hz. Safvan b. Muattal’ın kabrini göstermemi ister misin? Ben de: evet dedim. O zaman oranın kapısında atılmış bir taş var idi. İhtiyar dedi ki: Hz. Safvan b. Muattal’a taş atarak öldürdük….”
Ünlü coğrafya bilginimiz İbn Hurdazbeh ise mezarı konusunda şöyle ilginç bilgiler aktarır: “Hz. Peygamber’in arkadaşı olan Hz. Safvan b. Muattal’ın kabri Şimşat (Samsat) ile Ziyat Kalesi ile arasındadır. Yakınında üzerinde kimsenin ne tür bir yiyecek olduğunu bilmediği bademe benzer kabuğu ile yenen ve bilinen yiyeceklerin en güzeli ve en lezzetlisi olup benzeri olmayan bir yiyeceğin üzerinde olduğu bir ağaç bulunmaktadır.”
Ölüm Tarihi

Hz. Safvan b. Muattal’ın ölüm tarihi konusunda iki görüş ortaya çıkmaktadır. Birincisi 17/638 tarihinde Şam fetihleri sırasında vefat ettiği şeklinde bir görüştür ki bu görüş pek muteber değildir. Çünkü Hz. Safvan b. Muattal’ın bu tarihten sonraki hayatı konusunda yığınla rivayet vardır.
İkinci görüş, onun 60/679 tarihinde vefat ettiğini belirtmektedir. Biz bu konuda tercih ettiğimiz tarih budur. Bu tarih birçok tarih kitabı tarafından verilmekte ve olayların seyri de bunu doğrulamaktadır.
Hz. Safvan Bin Muattal Türbesine Nasıl Gidilir?

Hz. Safvan bin Muattal Türbesi Adıyaman’ın Samsat ilçesine yaklaşık 10 km mesafede bulunan, Taşkuyu ve Çiçek Köyleri arasında kalan (Doğanlar Mezrası) mevkide, yüksek bir tepede bulunmaktadır.

Türbeye Nasıl Gidilir?

Türbeye gitmek için: Adıyaman – Kahta Karayolu’nun 28. Kilometresinde (Samsat Yol Ayrımında) Samsat Yoluna Dönülür, Samsat Yolu takip edilir, Samsat’a yaklaşık 10 Km kaldığında, Tabela ile belirtilen şekilde Yolun Sol tarafındaki Yola Dönülür ve Türbeye ulaşılır.

Samsat Yol Ayırımında ve Samsat Yolu üzerinde Hz. Safvan bin Muattal’ın Türbesini gösteren Yol Tabelaları bulunmaktadır.

Coğrafi Olarak, +37° 38′ 21.68″, +38° 31′ 2.79″ Konumunda Bulunmaktadır.