“Çini bir göz musikisidir”

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Kurumunca (UNESCO) 2009 yılında “Yaşayan İnsan Hazinesi” ödülü verilen Kütahyalı çini ustası Mehmet Gürsoy, “Çini bana göre bir göz musikisidir. Bu sanatın notaları da laleler, karanfiller, güller ve sümbüllerdir.” dedi.

40 yıllık çini ustası Gürsoy (66), AA muhabirine yaptığı açıklamada, 16. yüzyıla ait desen ve boyama tekniklerini yaptığı çinileri yeniden hayata geçirdiğini ifade ederek, günümüze kadar gelen çini sanatının her geçen yıl gelişerek kalitesinin maharetli ellerle daha da arttığını söyledi.

Çiniciliğin Osmanlı tarafından miras bırakılan önemli bir sanat olduğunu anlatan Gürsoy, şunları belirtti:

“Çini sanatı Osmanlı İmparatorluğu’nun bize bıraktığı bir yadigarıdır. Çini sadece bize mahsus, Türk’ün öz sanatıdır. Bu sanatı her zaman farklı açıdan değerlendirdim ve bu durumu bugüne kadar eserlerime de yansıttım. Çini bana göre bir göz musikisidir. Bu sanatın notaları da laleler, karanfiller, güller ve sümbüllerdir. Çininin diğer bir anlamı da kıymetli taşların rengini sır altına gizleme sanatıdır. Bu kıymetli taşlar ise mücevher yapımında kullanılan mercandır, zümrüttür, firuzedir, lapistir.”

– “Ateşte açan çiçekleri toplayabilmemiz için 30 güne ihtiyacımız var”

Gürsoy, ecdadın mekanların duvarlarına çini sanatını nakşettiğini hatırlatarak, “Evler, ibadethaneler ve sosyal alanlar çini eserleriyle süslenmiştir. Çünkü bu eserlere dokunduğunuzda ve izlediğinizde pozitif enerji yüklenirsiniz. Böyle bir yüksek sanat mantalitesi hiçbir sanatta yoktur. Sadece geleneksel ve Türk çini sanatında vardır.” ifadelerini kullandı.

Çininin hamur halden mamul duruma gelmesi için bir ay zamana ihtiyacı olduğunu belirten Gürsoy, “Çini hamur halinden mamul haline gelinceye kadar 11 defa elden geçiyor. Ateşte açan çiçekleri toplayabilmemiz için yaklaşık 30 güne ihtiyacımız var. 11 nazik ve estetik el değiyor bu eserin ortaya çıkması için. Bir ateşin oyunudur bu sanat.” dedi.

“Benden sonra bu sanatı oğlum yürütecek”

Çini sanatının artık tarihe gömülü kalmayacağını vurgulayan Gürsoy, 16. yüzyılda zirvede olan Türk çini sanatının, sarayın desteği kesilince tarihe gömüldüğünü hatırlattı.

Gürsoy, bu sanatın yeniden hayata geçirilmesine katkılarından dolayı kendisinin, UNESCO tarafından bir miras taşıyıcı olarak kabul edildiğini anımsatarak, şu değerlendirmede bulundu:

“2009 yılında şahsıma ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ ödülü verildi. Ben bu ödülü alırken elimi kime vereceğim sorusuyla karşılaştım. Ben de elimi güzel sanatlar fakültesi mezunu olan oğlum Göktuğ Gürsoy’a verdim. Benden sonra bu sanatı oğlum yürütecek. Oğlum da bu sanatı kendi çocuklarına aktaracak ve bu sanatın tarihe gömülü kalmasını engellemeye çalışacağız.”

Çiçeklerin anlamı

“Allah güzeldir ve güzeli sever.” diyen Gürsoy, şöyle devam etti:

“Biz de onun yarattığı güzellikleri çiziyor ve boyuyoruz. Ancak asla onunla yarışa girmiyoruz. Çünkü bu eserlerin üzerinde laleler vardır. Lale, Cenab-ı Allah’ı temsil etmektedir. Saray ve camilerin duvarlarına nakşedilen lalelerle Allah’ın adı zikredilir. Karanfilde dervişlerin çiçeğidir. Yunus Emre’nin, Karacaoğlan’ın çiçeğidir.”

Gürsoy, 10 kişinin çalıştığı Kütahya’nın tarihi mekanlarından Germiyan Sokağı’ndaki atölyesinin aynı zamanda çini sanatını öğrenme okulu gibi de hizmet verdiğini sözlerine ekledi.